Faysal Bulut Yazdı I Musluk Kuruduğunda Sormayalım

0
70

Kuzey Ormanları Savunması, Danamandıra’daki taş ocaklarına dikkat çekerek şöyle bir paylaşımda bulundu:

“AKOM: İstanbul’da metrekareye 21 kg yağış düştü, en çok yağış Kuzey Ormanları’nın Terkos Barajı ve Silivri mevkilerine yağdı. Silivri mevkilerimizi tümüyle taş ocağı çukuruna ve RES tarlasına çevirmeye çalışıyorlar. İstanbul’un en büyük iki baraj gölünden biri olan Terkos ise muhafaza ormanları ile birlikte Kuzey Ormanları’nı paramparça edip inşaat yağmasına açan KMO ve 3. Havalimanı’nın kuşatması altında. Yetmedi, bir de kanal projesi ile gölü bir su parkına çevirmeyi planlıyorlar… Kuzey Ormanları ve su havzaları ağır tahrip altında bile direniyor, betona boğdukları İstanbul’a su oluyor. Kuzey Ormanları, İstanbul’un nefesini, suyunu, sağlığını savunuyor.”

Kuzey Ormanları Savunması, İstanbul’un kuzeyinde yer alan son orman alanları ile birlikte su havzaları, tabiat parkları, tarım alanları, çok sayıda endemik bitki ve hayvan türlerinden oluşan farklı ekosistemlerin bir arada bulunduğu bütüncül bir ekolojik alanın varlığını sürdürebilmesini savunan, bu amaç doğrultusunda; ölçeği ve gerekçesi ne olursa olsun doğaya, akla, bilime dayanmayan her türlü  kentsel-kırsal projenin durdurulması için örgütlenen, mücadele eden, özgür ve gönüllü bireylerin oluşturduğu bir harekettir.

İyi ki iyi insanlar…

Biz ne zamana kadar kendi geleceğimizi yok edeceğiz?

İstanbul’un sayılı barajları var; nüfus 10 milyonken de aynı barajlar vardı, nüfus 20 milyonken de aynı barajlar var. Şehir büyüdü, nüfus arttı diye şehre su sağlasın diye yeni barajlar yapmadık.

Yeni orman alanlarını kuramadık, tarım arazilerini imara açtık, bacası zehir tüten çimento fabrikalarına teslim ettik. Yok ettiğimiz yeşil alanların arasında kalan küçük arsalara millet bahçesi yaparak törenle açılışlar yaptık.

Şehir o kadar büyüdü ki hava ısısından kar bile artık yağmıyor.

Yetmezmiş gibi Silivri’yi RES tarlasına teslim edip Danamandıra’yı taş ocaklarıyla delik deşik ediyoruz. Yetmiyor; yol projeleriyle, devasa inşaatlarla parçalıyoruz. Toprağı oyuyor, ormanı bölüyor, suyun doğal süzülme alanlarını yok ediyoruz.

Silivri’de açılan her yeni taş ocağı, sadece bir doğa alanını değil, İstanbul’un gelecekteki bir yudum suyunu da alıp götürüyor. Bu bir çevre meselesi değil; bu doğrudan bir yaşam meselesidir.

Bir gün musluğu açtığımızda su akmazsa,

“Nasıl oldu?” diye sormayalım.

Oldu, çünkü Silivri’yi taş ocağına çevirdik.

Oldu, çünkü Kuzey Ormanları’nı sadece “arsa” olarak gördük.

Oldu, çünkü suyun kaynağını değil, betonun hızını önemsedik.

İstanbul’un nefesi, suyu ve sağlığı Kuzey Ormanları’ndan geliyor.

Silivri’deki taş ocakları bu gerçeği görmezden gelmenin bedelidir.

Bir Kızılderili atasözü der ki:
“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde, beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”