Ülkemizde görülme sıklığı yüzde 11 ila 14 arasında değişen böbrek taşı hastalığı, çoğu zaman “ağrı geçince önemsenmeyen” bir durum olarak görülebiliyor. Oysaki uzun süre tedavi edilmeyen böbrek taşları, böbrek fonksiyonlarında kalıcı kayıplara yol açabiliyor hatta idrar yolu enfeksiyonun kana karışmasıyla hayati risk taşıyan sonuçlar gelişebiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde böbrek taşı hastalığında açık cerrahiye duyulan ihtiyacın büyük ölçüde azaldığını söyleyen Urohealth Kliniği Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Sercan Yılmaz, “Böbrek taşı tekrarlama eğilimi olan bir hastalık olduğu için ağrı geçse bile kontrollerin ihmal edilmemesi önem taşıyor. Çünkü düzenli takipler ve kişiye özel önerilerle hem yeni taş oluşumu önlenebiliyor hem de böbrek sağlığı uzun vadede korunabiliyor” diyor.
Ürolitiazis yani halk arasında bilinen adıyla “böbrek taşı” hastalığı, idrarda bulunan bazı minerallerin ve tuzların zamanla kristalleşerek taş haline gelmesiyle oluşuyor. Bu taşlar böbrekte kalabileceği gibi idrar yollarına da ilerleyebiliyor ve ağrıya, enfeksiyona veya idrar akışında tıkanmaya yol açabiliyor. Dünya genelinde oldukça yaygın olan bu hastalığa dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10–15’i yaşamının bir döneminde yakalanıyor. Bu oran; yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve iklim koşullarına bağlı olarak ülkeden ülkeye değişiklik gösterebiliyor. Türkiye ise böbrek taşı hastalığının görece daha sık görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. Özellikle sıcak iklim koşulları, yeterli su tüketilmemesi ve beslenme alışkanlıkları nedeniyle ülkemizde görülme sıklığının yüzde 11–14 civarında olduğu kabul ediliyor. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmekle birlikte, son yıllarda kadınlarda da artış dikkat çekiyor.
Ürolitiazis’in her zaman belirtivermeyebildiğini özellikle küçük taşların uzun süre fark edilmeden kalabileceğini vurgulayan Urohealth Kliniği Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Sercan Yılmaz, bununla beraber taşın idrar yollarına ilerlediğinde bazı tipik belirtilerin ortaya çıkabileceğini belirtiyor. “En sık görülen belirti, ani başlayan ve şiddetli olabilen yan ağrısıdır. Bu ağrı belden kasığa doğru yayılabilir. Bunun yanı sıra idrarda yanma, idrarda kan görülmesi, sık idrara çıkma, bulantı ve kusma da sık karşılaşılan şikâyetlerdir. Taşa enfeksiyon eşlik ediyorsa ateş ve titreme de tabloya eklenebilir. Hastalığın tanısı, öncelikle hastanın şikâyetlerinin dinlenmesi ve fizik muayene ile başlar. Tanıyı netleştirmek için idrar ve kan tahlilleri yapılır. Görüntüleme yöntemleri ise tanıda büyük önem taşır. Günümüzde en sık kullanılan yöntem ultrasonografi ve gerektiğinde bilgisayarlı tomografidir. Bu tetkikler sayesinde taşın yeri, büyüklüğü ve idrar yollarında bir tıkanıklık olup olmadığı net olarak belirlenebilir” diyen Doç. Dr. Yılmaz, erken tanının hem ağrının kontrol altına alınması hem de böbrek fonksiyonlarının korunması açısından oldukça önemli olduğunun altını çiziyor.
Enfeksiyon kana karışırsa hayati tehlike gelişebilir!
Ürolitiazis tedavi edilmediğinde, zaman içinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Taşın idrar yollarını tıkaması durumunda böbrekte idrar birikiyor ve bu durum şiddetli ağrıya neden oluyor. Uzun süre devam eden tıkanıklıklar ise böbrek dokusuna zarar vererek böbrek fonksiyonlarında kalıcı kayıplara yol açabiliyor. “Tedavi edilmeyen taşlar, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor. Enfeksiyonun böbreğe yayılması halinde tablo daha da ağırlaşabiliyor ve hastanede yatış gerektiren durumlar ortaya çıkabiliyor. Nadiren de olsa enfeksiyonun kana karışmasıyla hayati risk taşıyan sonuçlar gelişebiliyor. Bu nedenle böbrek taşı hastalığı, ‘ağrı geçince önemsenmeyen’ bir durum olarak görülmemelidir” diyen Doç. Dr. Yılmaz, erken tanı ve uygun tedavi ile hem böbrek sağlığı korunduğunu hem de ileride oluşabilecek ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini kaydediyor.
Açık cerrahiye ihtiyaç büyük ölçüde azaldı
Doç. Dr. Yılmaz’ın verdiği bilgilere göre ürolitiazis tedavisinde yaklaşım; taşın büyüklüğü, yerleşim yeri ve hastanın şikâyetlerine göre planlanıyor. Günümüzde ise tedavide temel yaklaşımı kapalı ve minimal girişimsel yöntemler oluşturuyor. Özellikle lazer kullanılarak yapılan kapalı taş kırma işlemleri, yüksek başarı oranı ve hastaya sağladığı konfor nedeniyle ön plana çıkıyor ve sıklıkla tercih ediliyor. Bu yöntemde idrar yollarından girilerek taşa doğrudan ulaşılıyor ve taş, lazer enerjisiyle küçük parçalara ayrılarak temizleniyor. Cerrahi kesi gerektirmemesi, tek seansta etkili sonuçlar alınabilmesi ve hastanın kısa sürede günlük yaşamına dönebilmesi en önemli avantajları arasında yer alıyor. ESWT (şok dalgası) ile taş kırma yönteminin ise uygun hasta ve taş grubunda tercih edilebilen, vücut dışından uygulanabilen yöntemler olduğunu söyleyen Doç. Dr. Yılmaz, “Ancak bazı taş tiplerinde birden fazla seans gerekebilmesi ve her hastada yeterli etkinliğin sağlanamaması nedeniyle, günümüzde özellikle büyük, sert ya da düşme ihtimali düşük taşlarda lazerle kapalı yöntemler daha öncelikli hale geldi. Gelişen teknoloji sayesinde böbrek taşı tedavisinde açık cerrahiye olan ihtiyaç büyük ölçüde azaldı. Hedefimiz, hastaya en az müdahale ile en etkili tedaviyi sunmak ve yaşam kalitesini en kısa sürede yeniden kazandırmak” diyor.






































