USD 49,7649 %0,14
EURO 55,8963 %0,26
GRAM ALTIN 6.407,89 %0,36
Hava Durumu İSTANBUL 16,8° Çok Bulutlu
Haberler Kültür & Sanat Şiddetin Bedelini Yine Kadın Ödüyor
Kültür & Sanat

Şiddetin Bedelini Yine Kadın Ödüyor

26.10.2026 08:18 GÜNCELLEME:26.10.2026 09:18

Asghar Farhadi’nin Paralel Hayatlar filmi, gözetleme ve mahremiyet ihlalini sanat ile erkek tahakkümü üzerinden tartışmaya açıyor. Ancak farklı biçimlerde kurulan bu gözetleme ilişkilerinin bedelini yine yaşamı ve iradesi yok sayılan kadın ödüyor.

Şiddetin bedelini yine kadın ödüyor

İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin son filmi Paralel Hayatlar (Parallel Tales), Türkiye prömiyerini 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Gösterim öncesinde seyircilerle bir araya gelen Farhadi, filmin sabırla izlenmesini rica etti.

Hikâyesi Paris’te geçen 139 dakikalık filmde Isabelle Huppert, yeni romanı için komşularının yaşamını gizlice gözlemleyen yazar Sylvie’yi; Virginie Efira, gözetlenen kadın Nita’yı; Adam Bessa ise Sylvie’nin yanında çalışmaya başlayan genç Adam’ı canlandırıyor. Oyuncu kadrosunda Vincent Cassel ve Pierre Niney de yer alıyor. Farhadi, gözetlemeyi hem edebi üretimin hem de erkek tahakkümünün bir aracı olarak ele alırken mahremiyetin sınırlarını tartışmaya açıyor.

MAHREMİYET İHLALİ

Adam’ın Nita’yı gözetlediği sahnelerde kameranın konumu, filmin erkek bakışını nasıl kurduğunu ortaya koyuyor. Farhadi, zaman zaman Adam’ı dikizleme eylemi sırasında dışarıdan gösterse de Nita’nın özel yaşamını daha sık onun gözünden izliyoruz. Böylece seyirci, yalnızca bir mahremiyet ihlaline tanıklık etmekle kalmıyor, öznel kamera aracılığıyla gözetleyen erkeğin bakışına da ortak ediliyor. Ancak seyircinin Adam’ın bakış açısına yerleştirilmesi, tek başına yönetmenin dikizciliği onayladığı anlamına gelmiyor. Asıl sorun, bu bakışın Adam’ın geçmişiyle birlikte nasıl sunulduğunda yatıyor. Adam’ın ailesizliği, evsizliği, sevgiden yoksun oluşu ve toplumsal dışlanmışlığı, seyircinin onunla özdeşleşmesini kolaylaştırıyor. Böylece karakterin kırılganlığı öne çıkarken Nita’nın maruz bırakıldığı ihlaller geri planda kalıyor.

Adam’ın karakterindeki çelişki, Sylvie’nin evinde yaşanan fare sahnesinde belirginleşiyor. Anne fareyi öldürdükten sonra geride kalan yavruları bulan Adam, suçluluk duyarak onlara gizlice bakmaya başlıyor. Bu davranışı onun vicdanlı ve şefkatli yönünü görünür kılıyor. Ne var ki aynı Adam, Nita’yı giderek daha sık dikizliyor, günlüğünü çalıyor ve sevgilisinin arabasına tehditkâr mesajlar yazıyor. Genç kadınla karşılaşmak için bilerek gittiği kafede buluşmalarını rastlantı gibi göstermesi de bu müdahalenin başka bir boyutunu oluşturuyor. Adam, Nita’nın bilgisi ve iradesi dışında onun yaşamına dâhil olmanın yollarını arıyor. Yavru farelerin bakımını üstlenirken gösterdiği duyarlılığı, kendi iradesi ve sınırları olan bir kadına göstermemesi, şefkat ile tahakküm arasındaki çelişkiyi açığa çıkarıyor.

GÖZETLEMENİN MEŞRUİYETİ

Gözetlemenin Sylvie ile Adam’ın elinde farklı biçimler alması, filmdeki temel çelişkilerden birini oluşturuyor. Fransız yazar Sylvie, Nita’nın özel yaşamını gizlice izleyerek gördüklerini yeni romanının olay örgüsüne ve karakterlerine dönüştürüyor. Adam’ın gözetlemeye başlamasıyla bu eylemin edebiyatla ilişkisi kopuyor; yerini giderek yoğunlaşan bir manipülasyon ve tehdit döngüsü alıyor.

Filmde Sylvie’nin gözetlemesi sanatsal üretimle ilişkilendirilirken Adam’ın eylemleri giderek açık bir tehdide dönüşüyor. Bu ayrım, mahremiyet ihlalinin kendisinden çok gözetleyenin kimliğinin ve eylemlerinin sonuçlarının öne çıkmasına yol açıyor. Oysa Sylvie’nin yazarlığı, Nita’nın mahremiyetini ihlal etmesini meşru kılmıyor. Adam’ın eylemlerinin daha açık bir şiddet biçimine dönüşmesi de bu gerçeği değiştirmiyor. Her iki karakter, farklı yöntemlerle de olsa Nita’nın bilgisi ve rızası dışında onun yaşamına müdahale ediyor. Sylvie, genç kadının hayatını yazılacak bir hikâyeye dönüştürürken Adam, o hikâyenin içine zorla girmeye çalışıyor.

Filmin asıl kör noktası da burada beliriyor: Gözetlemenin etik sınırı, gözetlenen kişinin rızasından çok gözetleyenin kimliği ve eyleminin sonuçları üzerinden tartışılıyor.

ŞİDDETİN BEDELİNİ KİM ÖDÜYOR?

Filmin finalinde Adam evsiz kalırken Nita, sevgilisinin erkek kardeşi tarafından taciz edildiğini açıklamasına rağmen beklediği desteği bulamıyor. Sevgilisi, genç kadının yaşadıklarını önemsemek yerine ellerindeki işi tamamlamaları gerektiğini söylüyor. Tacizci erkek kardeş çalışmaya devam ederken işinden ayrılan ise Nita oluyor. Nita’nın sevgilisinin taciz karşısında işin tamamlanmasını öncelemesi, kadının güvenliğinin ve emeğinin erkekler arasındaki ilişkiler karşısında nasıl ikincilleştirildiğini açığa çıkarıyor.

Kurmaca bir anlatıda adaletin sağlanmaması, tek başına yönetmenin şiddeti onayladığı anlamına gelmez. Ancak adaletsizliğin nasıl temsil edildiği, filmin etik konumunu belirler. Farhadi, erkek karakterlerin yalnızlığına ve kırılganlığına alan açarken Nita’nın yaşadığı şiddetin sonuçlarını aynı derinlikle ele alıyor mu? Film boyunca gözetlenen, mahremiyeti ihlal edilen ve sonunda çalışma yaşamından uzaklaşan kadının hikâyesi, erkeklerin eylemlerinin gölgesinde kalıyorsa cezasızlık yalnızca anlatılan toplumsal düzenin değil, anlatının kendisinin de sorunu hâline geliyor.

Paralel Hayatlar, gözetleme ile başlayan mahremiyet ihlalini taciz, manipülasyon ve dışlanmaya uzanan bir ilişkiler ağı içinde ele alıyor. Kadınların yaşamına müdahale eden erkekler yerlerinde kalırken neden hayatını değiştirmek zorunda kalan yine kadın oluyor?

Haber Kaynağı BirGün Kaynağa Git

Yorumlar 0

Bu haber için henüz onaylı yorum bulunmuyor. İlk yorumu siz yapın.